Ana Sayfa Esenli Köyü Haberleri, Görele, Güncel, Gündem, Manşet 4 Ocak 2026 404 Görüntüleme

Özümüze Dönmek (Bayram Karaca Yazdı)

Özümüze Dönmek (Bayram Karaca Yazdı)

“Öze dönmek…” Son zamanların en popüler söylemi. Ağzımızdan düşürmüyoruz, sosyal medyada afili manzaralar eşliğinde paylaşıyoruz. Ancak icraata gelince sınıfta kalıyoruz. Samimiyet testini kaybettiğimiz en net yer ise; düğünlerimiz, cemiyetlerimiz ve kültürel ritüellerimiz.

​Geçtiğimiz günlerde bir yeğenimin düğünü için Çanakkale’ye gittim. Orada şahit olduğum bir manzara beni alıp götürdü, özlediğimiz o samimiyet limanına bıraktı. “Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar” türküsü eşliğinde, yöre halkı kendi kıyafetleriyle, şalvarlarıyla oradaydı. Başkalarının kültürlerini kopyalamamışlar, kendi kültürlerini baş tacı etmişlerdi. O sadeliği, o aidiyeti görünce gözlerimiz doldu, bir duygu seline kapılıverdik. Çünkü orada “gösteriş” değil, “yaşanmışlık” vardı.

Köy Meydanında Yabancı Showlar

​Ama dönüp kendi çevremize baktığımızda, başkalarının kültürlerini kendimize empoze etmekte ne kadar aceleci olduğumuzu üzülerek görüyorum. Köyümüze kadar giren, aslında bir Arnavut geleneği olan “damadın sandalyede oturması, gelinin testi kırması” gibi adetler, bizim kültürümüzde yeri olmayan şeyler. Bu kadar duygu yoğunluğundan uzak, tamamen “show” amaçlı yapılan bu taklitler bana hep enteresan ve iğreti gelmiştir.

​Daha da vahimi, kına organizasyonları adı altında yaşananlar… Gençlerin oluşturduğu toplulukların, gelinin etrafında adeta dansözler gibi yarı çıplak figürler sergilemesi, olayı “kına gecesi” maneviyatından çıkarıp etik dışı bir gösteriye dönüştürüyor. Nerede o yanık türkülerle ağladığımız, dualarla kına yaktığımız geceler? Nerede o “bekarlığa veda” adı altındaki şatafatlı partilerin gölgesinde kalan masumiyet?

İki Gönül Bir Olunca Kredi Borcu Başlıyor

​Eskilerin o meşhur, “İki gönül bir olunca samanlık seyran olur” sözü artık tarih kitaplarında kalmış tatlı bir masal gibi. Bugünün dünyasında iki gönül bir olunca; ne samanlık kalıyor ortada ne de seyran. Önce banka kredileri çekiliyor, sonra “elalem ne der” putuna tapılmaya başlanıyor ve en sonunda o borçların stresiyle, daha kurulmadan çatırdamaya başlayan yuvalar inşa ediliyor.

Düğün mü, Ticarethane mi?

​Açık konuşalım; biz kültürümüzü yaşatmıyoruz, biz kültürümüzü pazarlıyoruz. Geleneklerimizde düğün; duadır, imecedir, berekettir. Bugün geldiğimiz noktada ise düğünler, sosyal statü kanıtlama arenasına, birer “ego tatmin merkezine” dönüştü.

Bir gecelik şatafat için yıllarca ödenen kredi taksitleri… İçinde sevgi değil, “kim ne taktı” hesabının yapıldığı buz gibi salonlar… Gelin ve damadın gözlerinin içine değil, üzerindekilerin markasına bakan bir misafir kitlesi… Bu, öze sadakat değil; bu, kapitalizmin bize dayattığı “tüketim çılgınlığına” gönüllü köleliktir.

Duygu Gitti, “Show” Başladı

​Artık hissetmiyoruz, sadece poz veriyoruz. Gelin alma merasimlerine bakın; eskiden baba evinden çıkışın hüzünlü bir ağırlığı, bir kutsiyeti vardı. Şimdi davul zurnanın yanında dronelar uçuşuyor, en mahrem veda anları bile “Instagram’da kaç like alır?” kaygısıyla kurgulanmış bir tiyatro sahnesine dönüyor.

​Samimiyetin yerini prodüksiyon, muhabbetin yerini kulakları sağır eden müzik aldı. Kimse kimseyi duymuyor, kimse kimseyle halleşmiyor. Salonlar adeta birer “tahsilat şubesi”ne dönmüş durumda. Düğüne gidiş sebebi “dostluk” değil de “onlar bize çeyrek getirmişti” mecburiyeti ise, orada kültürden bahsedilebilir mi?

Çözüm: Köyümüze ve Özümüze Dönüş

​Biz bu değiliz. Bizim özümüzde gösteriş değil, tevazu vardır. Eğer gerçekten öze döneceksek; önce bu plastik, yapay, “başkaları için yaşama” hastalığını terk etmemiz gerek. Şatafatlı salonların soğukluğundan, o eski köy meydanlarının samimiyetine zihnen hicret etmedikçe; yaptığımız şey kültürümüzü yaşatmak değil, onun cenaze namazını kılmaktır.

​Bu vesileyle bir çağrıda bulunmak istiyorum: Düğünlerimizin yeniden köylerde yoğunlaşması, o eski imece ve samimiyet ruhunun canlanması için köyümüze bir an önce bir Düğün Salonu yapılmasını destekliyorum. Bu konuda üstüme düşeni yapmaya, öncülük etmeye hazırım.

​Gelin, gösterişi değil; muhabbeti ve samimiyeti baş tacı yapalım.

Bayram KARACA

Etiketler:

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

resim yükle
Tema Tasarım | Osgaka.com